Bozkırın Tezenesi
18 Şubat 2023 Cumartesi
Neşet Ertaş Sanat Yaşamı
Sanat yaşamı
1950'li yılların başlarında TRT Ankara Radyosu'nda canlı olarak yayımlanan, Muzaffer Sarısözen'in yönettiği "Yurttan Sesler" programında, "Geleli gülmedim ben bu cihana" adlı bozlağı solo çalıp okumasından sonra Neşet Ertaş'ın adı ülke genelinde duyuldu. 1970'li yılların ortalarına kadar devam eden yirmi yılı aşkın süre boyunca on beş günde bir “misafir mahallî sanatçı” sıfatıyla Ankara Radyosu’na çağrılarak on beşer dakikalık solo bantlar yaptı.
1957 yılında İstanbul'a giderek ilk kayıtlarını babasının türküleri ile yaptı. Babasına ait Neden Garip Garip Ötersin Bülbül adlı bozlağın yer aldığı ilk taş plağını, diğer plakları ve halk konserleri takip etti. İki yıl İstanbul'da çalıştıktan sonra sahne hayatına Ankara'da Kazablanka Gazinosu'nda devam etti. Önce farklı türlere mensup müzisyen ve oyuncuların da yer aldığı konser turneleriyle, ardından tek başına sahne aldığı solo konserlerle Türkiye'nin hemen bütün şehirlerini ve pek çok ilçesini gezdi.
Askerliğini 1962'de İzmir'in Narlıdere ilçesinde yaptı. Askerlik sonrası Ankara’da tanıştığı Tavşancı lakabıyla bilinen ünlü saz yapım ustası Hüseyin Koluman, Ertaş’ı önce saz dükkânına ortak yaptı sonra da tümüyle dükkânı devretti. Plaklardan ve radyodan tanıdığı Neşet Ertaş’la tanışmak için yanında kız arkadaşıyla saz dükkânına gelen Leyla isimli bu kız ile tanıştıktan kısa süre sonra evlendi. Yoksul bir ailenin kızı olan Leyla ile tanışmaları ve evlenmeleri etrafında sahte ve gerçek dışı gazinolu, pavyonlu pek çok “anonim hikaye” uyduruldu. Gerçek olan Babası Muharrem Ertaş’ın, kendisinden habersiz ve bilgisi dışında gerçekleştiği için bu evliliği tasvip etmediği idi. Sadece yedi yıl süren Leyla Ertaş ile evliliğinden Döne ve Canan adında iki kız, Hüseyin adında bir erkek çocukları oldu.
1969’da TRT sanatçılarından oluşan bir ekiple konser vermek ve plak doldurmak üzere gittiği Almanya dönüşünde Yugoslavya’da arabasıyla kaza yaptı. Ehliyetsiz otomobil kullanmaktan dolayı Yugoslavya’da 3 ay hapse mahkum oldu. Türkiyeden hiç kimsenin arayıp sormadığı bu dönemde hapishaneye, “Bozkırın tezenesine geçmiş olsun” ibaresi yazılarak imzalanmış bir kitap geldi. Yazarı Yaşar Kemal olan bu kitabı yazarın kendisinin mi yoksa bir başkasının mı gönderdiği konusu, imza sahibini hatırlayamadığı için uzun zaman açıklığa kavuşmadı.
Köln’deki evinde belgesel çekimi için kendisiyle röportaj yapan Bayram Bilge Tokel’e anlattığı bu hikâyeden hareketle, belgeselin adı Tokel tarafından o anda “Bozkırın Tezenesi” olarak belirlendi. Daha sonra bu tabir o kadar çok beğenildi ve benimsendi ki adeta Neşet Ertaş’ın ikinci ismi oldu. Yıllar sonra, Bayram Bilge Tokel’e ve Kalan Müziğe ulaşan Erdoğan Atakar adında bir hayranı, Yaşar Kemal’in “Üç Anadolu Efsanesi” adlı kitabını, Karaköy’de aynı büroda çalıştıkları üç arkadaşıyla birlikte, “Bozkırın büyük tezenesine geçmiş olsun” yazarak imzalayıp gönderenin kendisi olduğunu bildirdi
Neşet Ertaş, 1976 yılında özellikle sigara ve alkol kullanımına bağlı olarak aniden sahnede iken parmaklarından felç geçirdi. İki yıl süren fizik tedaviden sonuç alamadı ve işsiz kaldı. Almanya'da işçi olarak çalışan ağabeyi Necati Ertaş’ın desteği ile tedavi olmak için Almanya’ya gitti. Kısa süre sonra çocuklarını da yanına getirterek 1979-2003 yılları arasında Almanya'da kaldı. Önce Berlin'e, sonra Köln'e yerleşti. Avrupa ülkelerinde Türk işçilerin yoğun yaşadığı hemen hemen tüm şehirlerde konserler verdi, düğünlere gitti. Almanya yıllarında 20 civarında kaset çıkardı. Çoğunlukla söz ve müziği kendisine ait türküler, bozlaklar ve deyişler ile Orta Anadolu yöresine ait halay havaları ve oyun havaları seslendirdi. Seslendirdiği diğer eserler arasında genellikle, babası Muharrem Ertaş’tan duyduğu türkülerle söz ve müziği anonim olan çoğu Orta Anadolu yöresine ait türküler, oyun havaları ve halay ezgileri yer almaktadır..
Sanatçı, yirmi beş yıl aradan sonra 2000 yılında İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda verdiği konserle Türkiye’deki sahne hayatına geri döndü. 2002'de devrin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından verilmesi uygun görülen “Devlet Sanatçılığı” unvanını kabul etmedi. 2003 yılında Türkiye'ye dönerek İzmir'e yerleşti.[3][4] 2006 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü'ne değer görüldü. Devlet sanatçılığı unvanını reddetmesi hakkında şunları söyledi: “ Devlet sanatçılığını bana teklif ettiler. Ben, 'hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor' diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından verilen üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım."
2009 yılında Unesco Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında Türkiye Ulusal Envanteri’ne alınarak “Yaşayan İnsan Hazinesi” kabul edilen Ertaş’a, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Konseyi tarafından “Fahri Doktor” ünvanı verildi. Saz çalma tavrı ve tekniği, sesini kullanma ve türkü okuma üslubu, şair/ozan kimliği yanında havalandırdığı şiirlerinin edebî ve estetik değeri, repertuvarı, üniversite ve konservatuvarlarda ders ve tez konusu oldu
Neşet Ertaş İlk Yılları
İlk yılları
1938 yılında Kırşehir'e bağlı Çiçekdağı'nın (günümüzde Akpınar'ın) Kırtıllar köyünde doğdu. Babası, Türkmen/Abdal müzik ve özellikle bozlak geleneğinin en güçlü temsilcisi olan Muharrem Ertaş, annesi Kırıkkale'nin Keskin ilçesinin Hacıaliobası köyünden Döne Ertaş'tır. Küçük yaştan itibaren babasıyla gittiği köy düğünlerinde zil ve darbuka çalarak mesleğe ilk adımını attı.
Sekiz yaşında ailesi ile birlikte Kırtıllar köyünden taşınarak İbikli köyüne yerleşti. 12 yaşındayken annesi Döne'yi kaybetti. Babası ve kardeşleri ile bir süre göçebe bir hayat yaşadı. Babası Muharrem Ertaş, Yozgat'ın Kırıksoku köyünden "Arzu" isminde bir hanımla ikinci evliliğini yaptı ve bir süre o köyde yaşadılar. Daha sonra Yozgat'ın Yerköy ilçesine yerleştiler. Sırasıyla Kırşehir, Çiçekdağı, Yozgat, Yerköy ve ardından iki yıl Kırıkkale'de yaşadılar.
Hiçbir zaman okula gidemeyen Neşet Ertaş bu dönemde kendi kendine önce keman, sonra cümbüş ve bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte gittikleri yöre düğünlerinde cümbüş ve keman ile türküler çalıp okuyan Neşet Ertaş, sanatında en çok etkilendiği kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söylemiştir: "Sanatımın yüzde doksanını babama borçluyum. Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız."
2 Aralık 2015 Çarşamba
Plaklar
Taş Plaklar
Neden Garip Garip Ötersin Bülbül - Gördüm Güvercin Donunda Oturur (Şençalar Plak 1957)
Aradım Derdime Çare mi Buldun - Ahu Gözlüm Sende Kaldı Nazarım (Şençalar Plak 1957)
Gitme Leyla’m - Dağlar Başı Karlı Olur (Şençalar Plak 1957)
45’lik Plaklar, 33’lük Plaklar
Bu Ellerden Gidelim - Anam Ağlar Başucumda Oturur (Grafson Plak 1965)
O Yarin Kaşları Kara Değil mi - Son Bakışım Oldu (Grafson Plak 1965)
Toplanmış Hakimler Dediler İdam – Yaz Olunca Yaylarda (Grafson Plak 1965)
Gitme Leyla’m - Dağlar Başı Karlı Olur (Efes Plak 1966)
Kara Kaşlar Kara Gözler Sende Var - Bende Şaştım Bu Kaderin Elinden (Efes Plak 1966)
Atım Araptır Benim - Torşahin Misali (Efes Plak 1967)
Tezene
BOZKIRIN TEZENESİ HİKAYESİ - Erdoğan Atakar - 15 Temmuz 2000
Neşet Ertaş, yıllardır ?Bozkırın Tezenesi? sıfatıyla anılıyor. Ona bu sıfatı veren Erdoğan Atakar, o günlerde yaşadıklarını ilk kez burada okuyacağınız yazısında anlatıyor?
Sayın Saltuk,
Sayın Neşet Ertaş?ın günün moda deyimi ile Bozkırın Tezenesinin çeşitli kayıtlarını yayınladınız bir süre önce de TRT?de ?Bozkırın Tezenesi? adıyla bir belgesel yayınlandı. Bu belgeselde Neşet Ertaş kendisine Yugoslavya?da hapishanede iken Yaşar Kemal?in Bozkırın Tezenesine geçmiş olsun yazılı bir kitap yolladığını ifade etti. Aynı sözler Sayın Bayram Bilge Tokel?in Kanal-7?deyayınlanan bir Bayram Programında ise Ertaş, ?bana bir kitap yollandı ama, kim yolladı hala bilmiyorum? diye konuştu.
Gönül isterdi ki, bir belgesel yapımcısı, bir kitap yazarı bir deyimi kendinin olmayan bir deyimi bir belgesele isim olarak vermeden önce daha citti bir çalışma, daha citti bir araştırma içinde olsun.
Sitemim elbette size değildir. Yalnızca gerçeğin ilgililere ulaşmasında zahmetinizi rica ediyorum.
Has halk müziğine verdiğiniz emeğe saygılar, teşekkürler?
Sayın Neşet Ertaş?ın günün moda deyimi ile Bozkırın Tezenesinin çeşitli kayıtlarını yayınladınız bir süre önce de TRT?de ?Bozkırın Tezenesi? adıyla bir belgesel yayınlandı. Bu belgeselde Neşet Ertaş kendisine Yugoslavya?da hapishanede iken Yaşar Kemal?in Bozkırın Tezenesine geçmiş olsun yazılı bir kitap yolladığını ifade etti. Aynı sözler Sayın Bayram Bilge Tokel?in Kanal-7?deyayınlanan bir Bayram Programında ise Ertaş, ?bana bir kitap yollandı ama, kim yolladı hala bilmiyorum? diye konuştu.
Gönül isterdi ki, bir belgesel yapımcısı, bir kitap yazarı bir deyimi kendinin olmayan bir deyimi bir belgesele isim olarak vermeden önce daha citti bir çalışma, daha citti bir araştırma içinde olsun.
Sitemim elbette size değildir. Yalnızca gerçeğin ilgililere ulaşmasında zahmetinizi rica ediyorum.
Has halk müziğine verdiğiniz emeğe saygılar, teşekkürler?
BOZKIRIN TEZENESİNİN HİKAYESİ - Erdoğan Atakar - 15 Temmuz 2000
O yıllarda Karakötde, Haliçin kıyısında bir büroda çalışırdık, Karaköy köprüsünün gözünün içine bakan bir dördüncü katta. Gerilerde Haydarpaşa, Topkapı Sarayı?
Sabah büroya ilk giren emektar Grundigin tuşuna basar, Ankara Radyosundan alınmış bir makara bant dönmeye başlar, odayı efkarlı bir ses doldururdu; karadır bu bahtım kara?
Ardından öbürleri gelirdi; kendi edip kendi bulanlar, seher vakti çalınan yar kapıları, çıkagelen gözleri sürmeliler, yine bir laf duyup belli kırılanlar, görülmeyi görülmeyi ne güzel olan gözeler, iki baş bir yastıkta uykuyu neyleyen gözler, gelinlerin geçtiği köprüler?Sonunda ?Biter Kırşehirin gülleri biter? der, bitirirdi. Sabahtan akşama, bittikçe başa dönülen bu bant dönüp dururdu o işhanının dördüncü katında, o yıllarda, Halicin kıyıcığında.
Sabah büroya ilk giren emektar Grundigin tuşuna basar, Ankara Radyosundan alınmış bir makara bant dönmeye başlar, odayı efkarlı bir ses doldururdu; karadır bu bahtım kara?
Ardından öbürleri gelirdi; kendi edip kendi bulanlar, seher vakti çalınan yar kapıları, çıkagelen gözleri sürmeliler, yine bir laf duyup belli kırılanlar, görülmeyi görülmeyi ne güzel olan gözeler, iki baş bir yastıkta uykuyu neyleyen gözler, gelinlerin geçtiği köprüler?Sonunda ?Biter Kırşehirin gülleri biter? der, bitirirdi. Sabahtan akşama, bittikçe başa dönülen bu bant dönüp dururdu o işhanının dördüncü katında, o yıllarda, Halicin kıyıcığında.
Bir gün, arkadaşlarımızdan biri Unkapanında çalışan bir arkadaşından aldığı bir mektubu getirdi. Yugoslavyanın bir mapusanesinden yollanmış, plakcısına bir ricasını ileten bir mektup. Mektubun altındaki imza Neşet Ertaştı. Yaşar Kemal?in bir kitabını alıp yanlış hatırlamıyorsam,Üç Anadolu Efsanesi ön sayfasına ?bozkırın büyük tezenesine geçmiş olsun? yazıp imzaladım:Erdoğan Atakar, sonra da öbür arkadaşlarım imzaladılar, yani Erdal Taşçıoğlu ve Ömer Köseli ve Nejat Kutsal ve Hüseyin Atasoy?Yolladık kitabı Yugoslavyanın mapus damına. Aradan bir süre geçtikten sonra Ertaştan bir mektup aldık; teşekkür edip, ?İstanbul cennetinde buluşmak üzere? diye bitiriyordu. Aradan uzun bir süre geçti. Ses soluk çıkmadı Ertaştan.makara bant dönüp duruyordu.
Bir gün gazetelerde bir ilan çıktı; Neşet Ertaş Çakıl gazinosunda. Bir sepet çiçek yolladık ilk akşamında programın. ?Bozkırın Büyük Tezenesi, İstanbul Cennetine Hoşgeldin? yazılı bir kart iliştirdik. Altında aynı imzalar: Erdoğan, Erdal, Ömer, Nejat, Hüseyin. Akşam da soluğu Çakılda aldık. Geç vakit sahneye çıktı. Perde açıldığında sağ yanında bizim çiçek sepeti duruyordu. Eğildi, mikrofona, ?aranızda dostlarım var, ilk türküyü onlar için okuyorum? diyerek bir uzun havaya girdi. Bizim masada herkes ayağa fırlamış, çığlık çığlığa? Program sonunda gidip onu kuliste buldum; ertesi buluşmak üzere sözleştik.
Onun Çakılda program yaptığı o sürede sık sık gidip onu dinledim. Program sonrası beraber çıkar, bir yerlerde yer içer, konuşurduk. Daha sonrada o konuşur, ben dinlerdim; zor geçen çocukluk yılları, baba Muharrem Ertaş, Sayın Nida Tüfekçi..
Bir seferinde ?Neşet, geç vakit sahneye çıkıyorsun, herkes sarhoş, programa bir uzun havayla girip on onbeş dakika uzun hava okuyorsun; o kafayla dinleyemiyorlar, dikkat dağılıyor. Uzun havayı kısa kesip, kırık havaya geçsen daha iyi olmaz mı??demiştim. Cevabını hiç unutamam: Ben bu uzun havaya girince, beş dakikada çıkamam ki.
Bir akşam eve davet etmiştim; kabul etti. Akşam gel beni stüdyodan al dedi. Tünelden çıkınca, biraz ilerde, sağda bir binanın üst katlarından birine çıktım. Kapıyı açtılar, camlı bir bölgenin arkasında son türküyü okuyordu: Haydar, Haydar.(Yanlış anlaşılmasın, hani şu melanet hırkasını giyen Haydar.)Çıktı geldi,?bunu niye söylüyorsun? diye söylendim.?Kırk plaklık (aklımda yanlış kalmadıysa)bir anlaşmam var.Napıyım?? dedi. Onun arabası da benimki de o zamanlar Evlendirme Dairesi olan yapının karşısındaki parktaydı. O yıllar onun burunlu, benim de burunsuz birer Volkswagenimiz vardı. Onun arabasını ben kullanarak, eve geldik. Hazırlanmış masaya kafasını koydu, koyuş o koyuş. Ben de tuttum, onun bandını koyup bantçalara, kadehimi doldurdum. Son türküye gelmiştik, kafasını kaldırdı:?Ben bunu da mı okumuşum??diye sordu: Biter Kırşehirin gülleri biter. Kalktı, bir güzel oynadı. Bir iki lokma aldı mı almadı mı masadan kalkıp, geçtik oturduk. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Aldı sazı eline ben şelfe lafını o günlerden 15-20 yıl sonra duydum sanırım tezenesiz o güne kadar duymadığım mistik, dini havalar çalıp söyledi, usul usul. Sonra da sazı odanın duvarına asıp, binip arabasına gitti.(İki gün sonra geri götürdüm sazı elbette.)
O program, Çakıldaki program bitince, Ertaş İstanbul?dan gitti;bir daha da görüşmedik.
Bir gün gazetelerde bir ilan çıktı; Neşet Ertaş Çakıl gazinosunda. Bir sepet çiçek yolladık ilk akşamında programın. ?Bozkırın Büyük Tezenesi, İstanbul Cennetine Hoşgeldin? yazılı bir kart iliştirdik. Altında aynı imzalar: Erdoğan, Erdal, Ömer, Nejat, Hüseyin. Akşam da soluğu Çakılda aldık. Geç vakit sahneye çıktı. Perde açıldığında sağ yanında bizim çiçek sepeti duruyordu. Eğildi, mikrofona, ?aranızda dostlarım var, ilk türküyü onlar için okuyorum? diyerek bir uzun havaya girdi. Bizim masada herkes ayağa fırlamış, çığlık çığlığa? Program sonunda gidip onu kuliste buldum; ertesi buluşmak üzere sözleştik.
Onun Çakılda program yaptığı o sürede sık sık gidip onu dinledim. Program sonrası beraber çıkar, bir yerlerde yer içer, konuşurduk. Daha sonrada o konuşur, ben dinlerdim; zor geçen çocukluk yılları, baba Muharrem Ertaş, Sayın Nida Tüfekçi..
Bir seferinde ?Neşet, geç vakit sahneye çıkıyorsun, herkes sarhoş, programa bir uzun havayla girip on onbeş dakika uzun hava okuyorsun; o kafayla dinleyemiyorlar, dikkat dağılıyor. Uzun havayı kısa kesip, kırık havaya geçsen daha iyi olmaz mı??demiştim. Cevabını hiç unutamam: Ben bu uzun havaya girince, beş dakikada çıkamam ki.
Bir akşam eve davet etmiştim; kabul etti. Akşam gel beni stüdyodan al dedi. Tünelden çıkınca, biraz ilerde, sağda bir binanın üst katlarından birine çıktım. Kapıyı açtılar, camlı bir bölgenin arkasında son türküyü okuyordu: Haydar, Haydar.(Yanlış anlaşılmasın, hani şu melanet hırkasını giyen Haydar.)Çıktı geldi,?bunu niye söylüyorsun? diye söylendim.?Kırk plaklık (aklımda yanlış kalmadıysa)bir anlaşmam var.Napıyım?? dedi. Onun arabası da benimki de o zamanlar Evlendirme Dairesi olan yapının karşısındaki parktaydı. O yıllar onun burunlu, benim de burunsuz birer Volkswagenimiz vardı. Onun arabasını ben kullanarak, eve geldik. Hazırlanmış masaya kafasını koydu, koyuş o koyuş. Ben de tuttum, onun bandını koyup bantçalara, kadehimi doldurdum. Son türküye gelmiştik, kafasını kaldırdı:?Ben bunu da mı okumuşum??diye sordu: Biter Kırşehirin gülleri biter. Kalktı, bir güzel oynadı. Bir iki lokma aldı mı almadı mı masadan kalkıp, geçtik oturduk. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Aldı sazı eline ben şelfe lafını o günlerden 15-20 yıl sonra duydum sanırım tezenesiz o güne kadar duymadığım mistik, dini havalar çalıp söyledi, usul usul. Sonra da sazı odanın duvarına asıp, binip arabasına gitti.(İki gün sonra geri götürdüm sazı elbette.)
O program, Çakıldaki program bitince, Ertaş İstanbul?dan gitti;bir daha da görüşmedik.
Neşet Ertaş türkü demek
Neşet Ertaş türkü demek; binlerce yıldır söylenen ve söylenecek olan... Neşet Ertaş bağlama demek; binlerce yıldır çalınan ve çalınacak olan...
........
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

